|
umay umay (devamı) |
kırmızı. sana sadece kırmızı demeliyim. ben başaramıyorum kırmızı. hatırlamak dışında bir mucizem yok. birşeye inandım. birşeye ve sadece bir kere ağlayarak dansettim. oysa hayata bağlanmak için ayağa kalkmıştım.
daha kolay yaşamalıyım. metruk evlerde yaşayan 'tam işte o kelimeydi' dediğim insanların arasında..; daha kolay ama nasıl, onu da bilmiyorum. aşk iki de bir ellerimi tutmak istiyor. 'bir gün sen de cezanı çekersin' diyor. boşuna, ellerimi verme... uyutmayacağım seni, ninniler büyütmuyor çünkü. bahçende sıçrayan ağustos böcekleri hala saçlarımın içinde..; bir tek ben kanadım, bir tek sen gördün beni.
artık özgürüm, öyle yalnızım ki......
dogrum yok benim. her yarim $ey gibi.
ne kederli, ne de mutlu.
peki ya sen! hiç hikayen yok mu senin?
"biraz daha uyu, biraz daha hayatta kal diye tutundugum
ruyalar beynimden yollara fı$kırıyor!"
"bir nefes daha...
geleceği gördüm. kayip duruyordu avucumdan. belirsizliği, igrencligini örtmüyordu.
kırmızı bir senfoni yazmak istedim, yalnız ı$ıkta duyulan.
cünkü beni, sadece babamin aldigi pabuclar sevindirdi, bayram kiyafetleri, annemin saclarima dokunmasi sevindirdi.
ikimizin tani$tigi koltuga oturdum. sesini silmeyi beceremedim.
en iyisi a$ktı... onu buldugum yerde beni götürecek bir ayna aradim."
herşey dönüyor ve kendi etrafindaki tüm masumiyeti yok ediyor. cehennemi sevmekten ba$ka elimde insanca kalan ne var ki... cehennemi ruhu hala ü$üyenler için istiyorum.
kendi kötülügümü istiyorum, son bir defa ara istiyorum.
yine aramamı$sın beni.
biraz daha gec kal ki, bir $ey daha bulayim...
bir gercek daha.
hayatimdaki o i$aret kayip gidiyor gökten; gündüze kar$ıysa yapayalnizim.
parlak bir hediye paketine sıgdı kalbim.
yanli$ bu sözcükler, yanli$. cok agladim, cok erkek oldum cok da kadin.
kimseyle kendimle bile ya$ayamazdim. hep yarım kaldım hep!
bana muhallebiciden tavuk gögsü alirsin.
belki, bana bir adres bile satin alirsin, cok paran vardir senin.
belki ameliyat ettirirsin; gitsin diye yüzümün diger yarisi da.
nerem varsa insan kalan... i$e orasi acitiyor.
ba$ini derenin kenarina koy. atini yildizlara bagla.
dinle ama korkma, cünkü vitamin aldim, iyiyim.
ama; ya bu soluk sonsa, agliyorum fren seslerinin ardindan gelen hiza, kaderimin oyuncagi oldum, sokakta a$ki buluyorum diye ama $ekerleri kazandim, övüncü oldum sessiz uzla$macilarin, övüncü oldum tüm ya$ayamami$larin, bir kurbanın onurunu diktiler yakama.
$imdi her$ey hazir. bir tek eksigim var kirmizi.
bir türlü tamamlanamayan tamamlandikca eksik kalan kirmizi...
pirinc i$lemeli bir aynada kirildi yüzümün diger yarisi.
herkes uyuyordu. yüzümün yarisi benim, yüzümün yarisiyla hep yarim öyküler anlatirim.
peki sen, yarim dudakli bir kadini öpmek ister misin?
bir dilenci gibi yalvariyorum yine de yanit vermiyor aynalar...
dur bir nefes alayim... ve senin sevdigin kadin olayim.
yanli$ bu sözcükler. yanli$ bu dokunu$lar, yanli$ bu anla$ilma istegi.
bir sokaktan, kendiminkine nasil gecmeliyim. sinirlarimi böyle yitirmi$ken...
inan biktim bu sözcüklerden; karanlik, gece, cocuklugum, korku, yeni sevgilim. afrika, cilek tanricalar ve calan telefon zillerinden biktim. bir de kirmizi rujdan. kendi fotografina gülümseyen, kendi ickisinde bogulan, kendi annesinin celladıyım. buyum i$te, ba$ka türlü nefes alamam. cocuk da doguramam. hadi nefes al!
vücudumla bütün duvarlari yikmak isterdim, kamasindaki elmaslara vurgun bir bicak gibi...
tutunmama izin ver ya da öldür dedim.
az ögrenmeliyim, az soru sormali, hic beklememeliydim.
ama, bir sabah bunlari yaptim.
kazanilmi$ nefretlerin övüncü $imdi aynalara. ve bir de utanc.
büyük kentlerin ortasinda, bir i$aret gibi birakilan kirik aynaya dön.
ve ona borclu oldugun güzelligi sor.
o , $imdi nerede... unuttugumuz $arkinin icinde mi?.. kö$e ba$larinda mi?..
biriktirdigimiz yildizlarda mi?.. nicin hepsi dört bacakli?..
ben o’ymu$um kahretsin. kim yapti bunu? kaç yüzyillik i$kence bu?.. nerden bula$tım? bu büyü nereden sarildi sirtimin ucuna? neresinden vurdular kirgin sessizligimi?..
ah o zor veda... boyun egiyorum, bir de...
aglama kalbim. aglama.
ben hep sokak orospularina, ibnelere, travestilere.... a$ik olacagim..
hep masumuz i$te kalmadi gözya$imiz diye bagiracagim senin için akvaryumlar calacagim.
sen büyük evler gibi yikildigimda sanma ki acimi öptügünü unutacagim. cünkü, ne mucize, hep güzel bir kadin olacagim. hayatim boyunca yagmura rastladim, hep yagmura... sana... pis yağmur, pis yağmur.
bir,iki,üç,dört,beş.....altı değil!hayat, benden gizlediğin ellerini hangi cebinde saklıyorsun?
her aşk bir orospu yaratıyor.bense beyaz duvaklar ,dokunduğumda irkilen sırtlar çiziyorum.bende oluyorum senin o kendin için korktuğun yerde.....
Haritada unutulmuş bir düşüşü işaretliyorum;birlikte hatırlayabileceğimiz bir sır.Bu gece belki de hayatımın en olmadık işini yapıp sana yazmaya çalışıyorum.ifade edilememiş belkide bu yüzden kutsal kalan pek çok şey gibi;ifade edemediğim duyguların, sana nasıl ulaşırımların yanıtsız kalan tuzaklarına saplanmamaya çalışarak.Ve biraz utanıyorum; ismini yazamıyorum sayfalara.Kırık sözlerin, ellerimi iyi tut düşüyorumların ülkesinde sadece dört dakikalık bir mektup.Ellerin oyalansın, gözlerin oyalansın,dilinde yeşermeye canlı bir tat bıraksın diye..
Kalbimizi kıranlrı sevdigimiz dogru degil,onları sevdigimiz için kalbimiz kırılabiliyor. otekilere içerliyoruz,ofkeleniyoruz veya hic umursamıyoruz.ama asla kalbimizi kırmayı basaramıyorlar.KUCUK seylerle mutlu olmayı ancak buyuk acılardan kayıplrdan sonra ogreniyoruz.elimizde kalanlarla,payımıza dusenlerle yetinmeyi,onlarla teselli bulmayı,hayatın bize getirdiklerine sarılmyı pekala mutluluk adlediyoruz.oylede hissediyoruz.peki,bunu bastan,basımıza bisey gelmeden ve gelenlere uzulmeden yapsak,,derseniz olmuyor,daha dogrusu onun adı kendini kandırmak oluyor.ANKETLERDE yaslıların gençlerden MUTLU oldugu sonucu kuvvetle muhtemel ki bu dogru çıkıyor.kuvvetli kişilikler zor aşık olur ama yalnızca onlar gerçekten aşık olur,ZAYIFLAR ise baglanır.kendimizi sevebilmeyi baskalarının bizi sevmesine baglamak ne acıklı.bizi sevsinler diye çabaladıkça sevilecek bi insan olmaktan çıkıyoruz çunku.YAŞLILIK gurbettir.birdaha asla geri donulmeyecek olan GENÇLİGİN gurbeti.ancak bir mucizeye tanık oldugunda inanmak,inanç degildir,onun adı bilmektir.daha en baştan ,kadınlar hayranlık duyacakları ,erkekler kendilerine hayran olacak birilerinimi arıyorlar.eger oyleyse bu denklemde biryanlışlık var.kadınlar degerleri bilinmedigi için mutsuz,erkeklerde sıkılıyor cunku..MUZİGE oyle yahut boyle,az yada cok,o tur veya bu tur herkes seviyor.iş yazıya gelince degişiyor ama.sıkıcı bulmaktan,hoşlanmamaktan,neredeyse patolojik bir çizgiye kadar uzanıyor azıya karşı duygular..MUZİK gibi yalnızca duygulara hitap etmeyip,zihni de çalışmaya zorladıgı içinmi acaba.dusunmekten az da olsa beyinsel bir efor sarf etmekten bunca çekinmek zihni tembelligimizin ne denli agır bastıgının olçutu adetaa....
dört yanımı kuşat benim,dört gözünle bak bana,dört elinle tut beni
Ucu Kırık Kalemler
Bazen hiç tanımadığımız bir insanı; onun sizden uzakta geçen zamanını belirleyen kişi olduğunuzu fark edersiniz. Bu aslında sanatın ve bir yumak haline gelmiş sorunlarınızın neticesidir. İçe dönük hayatınızın ve uslanmaz dilinizin size kazandırdığı parlak tecrübe...
Bu insanlar kalbinize ulaşacakları her cereyanı ağır hasta olarak yanlarında taşırlar. Tapınılacak yalnızlıklarına ortak bulmuşlardır. Bir fotoğraf ya da bir şiirle yaşarlar.İşin en kötü tarafı acıyarak ya da acıtarak sevmeyi öğrendiklerinden dikkat ve zekaküpüdürler. Onlara dokunmayı, teselli verici birkaç sözcüğü bulana dek duygular aşk noktasına doğru atak yapar. Gördüklerine sahip olmayı arzulayan çırpınışları sessiz yanıtlar olarak karşılarsınız.
Bazen cesaret verici olaylar olur. Kuru teşekkürünüzden daha fazlasını katarsınız sözcüklere. Bir başkasının kalbini dolduran heyecanlara açık kapı bırakırsınız. Ama bu sizi çocuksu talebinizden başka bir şey değildir. Karşılaşmak. Hayat boyu taşıyacağınız yeni bir işaret bulduğunuzu sanmak.
O zaman işler karmakarışık olur. Görüldüğü kadar kolay değildir içinizdeki kırgınlığı bağışlamak. "Yapmamalıydım" dersiniz. Perdeleri açmamalıydım.
Bazı yolculuklara dönüşler düşünülmeden çıkılır. O bazı yolculuklara her gün çıkarsınız.
Tanrının yabancılıkla ödüllendirdiği çocukluğunuzla yan yana yürürsünüz. Çimenlere iliştirilmiş yazıyı dikkatle okursunuz “Çiçek Dalında Güzeldir.”
Bazen hiçbir şey olmaz. Kimse yaralarıyla inleyen şiiri görmez. Sesi olmayan bir kapının kapandığını fark edersiniz. Umursamazlığınızı bir jilet gibi yanınızda taşırsınız. İkon tarzı duruşunuz ve sertliğiniz konuşulur. Başkalarının cesaretini kıran tarzınız, tanımadığınız insanların düşlerine gömülür. Size ellerindeki adresler ve şiirlerle ulaşamazlar. En başından kaybettiklerini düşünürler. Gerçeğiniz karşısında yalancı ve çocukturlar.
Bazen dostluk ya da aşk yerin savaşla tanışırsınız. Onlar kalplerini, zekalarıyla donattıkları bir savaş alanına dönüştürürler. Birdenbire kendinizi gardınızı almış bulursunuz. İki kişilik savaşın nasıl ve hangi nedenlerle başladığı bilinmez. Güçlü kadın imajından kuşkulanırsınız. Böyle durumlarda saçma da olsa bir nedene ihtiyacınız vardır. En yakın dostunuz kahvesini yudumlarken bu nedeni söyleyiverir. Sinirden yeni silahlar, yeni ve ağır karşılıklar bulmak için harekete geçersiniz. Oyuna gelirsiniz. Kaybetmeye alışık olduğunuzu unutursunuz. Nefretten doğacak aşkı beklersiniz. Nefret büyür aşk onun gerisinde kalır.
Bazen göz yaşlarınıza değen birini bulursunuz. Silik bir anıdan içinizi saran hayaller yaratırlar. Kaybolmalarından, yiyecekleri darbelerin onları sıradanlaştırmasından korkarsınız. Başlayamamaktan ya da bitirememekten, gülümserken sakladıklarınızdan, elinizde kalanların boşluğundan, yeri doldurulamaz vedalardan çekinirsiniz. Yine de parlak tecrübelerinizi unutup derinlere dalacak cesareti ve deliliği yakalarsınız.
Ucu kırık kalemleri sırf bu yüzden saklarsınız...
27 Nisan 2004
''saçlarımı geceye boyayınca bütün kestane saklısı çürükler ölür.''
dedi kız, sonra siyaha yıkandı..
''ama bana diplerimden yine kestane kusacağımı hatırlatmalıydın.'' diye inledi tenine tezat şeffaf göz yaşlarını akıtırken..sonra köklerinden söktü her bir telini, bileklerinden akan kırmızıya boğdu. doğru rengi bulmuştu..
Artık hiçbirşey Gizli Kalmayacak !!!
'''''' YENİ RESİMLERİM ''''''
HEMEN TIKLA EN SEVDİĞİM POZİSYONLARI GÖR !!!
sen yine oldugun gibi kal benim icin sakın değişme!.. unutulmaz melodiler... unutulmaz anılarla tabiki...
Saçlarınla oynayacağım, dudaklarımı çenene dayayacağım ve bana sarılacağın sessiz bir gece için "beklediğim tüm sabahlar sen ol" diye yalvaracağım. Kendimi yok ederken bir yalanı yaşattığımı bilerek, sonuna kadar! Neye içimdeki kızgınlık? İnan kölesi olabilirim gözlerime saldığın derinliğin..."
"herşey dönüyor ve kendi etrafindaki tüm masumiyeti yok ediyor.
cehennemi sevmekten başka elimde insanca kalan ne var ki...
cehennemi ruhu hala üşüyenler için istiyorum.
kendi kötülüğümü istiyorum."
Biraz değiştim,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…
Değiştim,
Unutamadığım sözlerinin arasında sıkışıyorum,
Bir yanım kendimi kolluyor bir yanım seni
Ben benimle savaşıyorum,
Seninle değil!
Sonucu kılıcı kuşananından belli olan bir savaşın
Ne kazanabileni ne de kaybedeniyim,
Sorun değil!
Elbet alışırım,
Biraz alıştım,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Alıştım,
Varlığını istemediğim tüm eksik yanlarıma,
Ve çokluğunu da yokluğunu da istemediğim bu iki arada bir derede duyguya alışıyorum,
Bir yanım bırak diyor bir yanım –ma,
Kesin değil!
Henüz tanıştım,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Tanıdığımı sandığım bana daha da yakınım artık,
Duvarlara anlatırken öğrendiklerim kendi hakkımda,
Ve aynalara ağlarken gördüklerim kendi tarafımda…
Bir yanım memnun oldum diyor, bir yanım tanıyamadım daha,
Samimi değil!
Bir hayli kırıldım,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Canıma batan her halin felç gibi indi bedenime,
Gözlerimden tut da ciğerime kadar kırgınım!
Aslında ne sana, ne olanlara…
Kendime kırgınım…
Maziye hiç değil, an’a kırgınım.
Anlatamadığım, anlayamadığım masalların bana yaptıklarına,
Dinlediğim şarkılarda bana seni anlatan şarkıcılara,
Beni anlamadığın kelimelerin bana her şeyi anlatıyor gibi geliyor oluşlarına…
Bir hayli kırgınım…
Beni ben kırdım oysa,
İyi değil!
Galiba yoruldum,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Kendime kalbimi kanıtlamaktan,
Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan,
Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum.
Can Yücel
korkmuyordum kırmızı baktım...
kalp sokakta vurulmaz sandım..ihanet yetimmi kaldım..sevmiyordum kendime kaçtım ..gülüyor gibi yaptım..ölüyorum sandım(umay umay)
sevemedim onları ben bitürlü
naylon öfke,kuru gürültü
ört üstümü şimdiden,kirlenmeden...
''inan bana çok geç değilll mevsim bahar daha kış değill bir kez dahaa dayanamamm kalbim nasıl ama taşş değill'' off off dediğim fena hatun :)